Depresyon

Depresyon

DEPRESYON NEDİR?
Depresyon kişinin mutlu olma ve hayattan zevk alma yetisini geçici olarak kaybettiği, duygudurumu, düşünceleri, bedeni ve zihni hastalandıran bir psikiyatrik bozukluktur. Kelime manası çökkünlüktür. Ruhsal durumun çöktüğünü ifade etmek için bu kelime kullanılır.

MAJÖR DEPRESYON NEDİR?
MAJÖR DEPRESİF BOZUKLUK NEDİR?
Mutsuzluk, keyifsizlik, umutsuzluk gibi depresif şikâyetler insanların zaman zaman yaşadıkları şikâyetlerdir. Hepimizin dibe vurduğu, kendini çok kötü hissettiği anlar mutlaka olur. Ancak majör depresyon geçici bir depresif durum değildir. Eğer depresif belirtiler gün boyu sürer, 2 haftayı aşkın bir süre devam eder ve işlevselliğini ileri derecede azaltırsa buna majör depresyon adını veriyoruz.

DEPRESYON BELİRTİLERİ
MAJÖR DEPRESYON BELİRTİLERİ
"Hiçbir şeyden zevk almıyorum"
Depresyonun en temel belirtisi, hayattan eskisi kadar zevk alamamaktır. Kişi eskiden hoşlandığı şeylerden artık hoşlan­maz olur. Sağlıklı bir insan güzel bir günden, iyi bir filmden, komik bir fıkradan hoşnut ve mutlu olur. Ancak dep­resyondaki kişi bu mutluluk duygusunu ve yaşama sevincini pek hissedemez. Hayat onun için boş ve anlamsızdır. Zevk veren meşguliyetlere yönelmez olur. Çok sevdiği arkadaşlarıyla bile bir araya gelmek istemez. Gelse bile hiçbir şekilde keyif alamaz. Eskiden yapmaktan çok hoşlandığı, zevk aldığı şeylerden artık zevk alamaz hale gelir. Üstüne başına bakmaz, çarşıya pazara gitmez, hiçbir şey almak gelmez içinden. Kendisini yaşlanmış hisseder. "Kırk sene yaşlanmış gibi­yim. Otuz yaşındayım, ama kendimi yetmiş yaşında gibi hisse­diyorum" der. Ev hanımları evin işlerini yapamaz hale gelir. Çocuklarıyla bile ilgilenemezler. Çocuklarının yemek, içmek, yıkanmak, giyinmek gibi fiziki ihtiyaçlarını bile tam olarak yerine getiremezler. Ağır depresyonda isteksizlik o kadar şiddetli hale gelir ki, hasta yataktan dahi çıkmak istemez. Erkenden uyansa da saatlerce yatakta uyanık vaziyette yatar ve bütün gün öylece yatmak ister. Televizyon seyretmez, kitap okumaz, konuşmaz, önüne konmazsa yemek bile yemez, kolunu kaldırıp yanı başın­daki sürahiden bir bardak su içmez. Daha da ağır depresyon­larda tuvalete bile gitmez.

Sebepsiz sıkıntı, bunaltı, huzursuzluk, heyecan, gerginlik, sinirlilik
Sebepsiz sıkıntı, bunaltı, huzursuzluk, heyecan, gerginlik ve sinirlilik de depresyonda sık rastlanan belirtilerdendir. Has­talar bu gibi durumları "Bunalıyorum, içim daralıyor, ruhum daralıyor, darlık geliyor geliyor" diyerek ifade edebilirler. Genellikle bu şikâyetlerinin sebepsiz, durduk yer­de geldiğini söylerler. "Göğsümün üstünde taş gibi bir ağırlık var" diyenlere de rastlarız.
Bazı depresyon hastalarında da sebepsiz bir heyecan gö­rülür. "İmtihana girecek bir öğrenci gibi heyecanlıyım" veya "İçimde sanki kötü bir haber alacakmış gibi bir his var" derler. Telefon çalsa irkilirler, gece vakti kapı çalsa kalpleri gümbür gümbür atmaya başlar. "Midemde bir şey çırpıyor" diyenler olur.

Gerginlik
Bazen herkese huzursuzluk ve sıkıntı gelebilir. Ama dep­resyon hastalarında bu şikâyetler şiddetli ve uzun süreli olarak ortaya çıkar. Çoğu hasta sabah yataktan sıkıntıyla uyanır. Dep­resyon hastalarının bu sabah sıkıntıları bezdiricidir. Hastalar, gün içinde belirli zamanlarda, bilhassa ikindi saatlerinden ak­şama doğru rahatlarlar. Depresyon geçirenlerin çok büyük bölümü kendilerini gergin hissederler. Ufak bir üzüntü karşısında gerildikleri gibi, üzücü bir olay olmasa bile gergindirler. Uykuda dahi gergin olduklarını, sabah her tarafları sızlayarak ve kaskatı vaziyette uyandıklarında fark ederler.
Huzursuzluk, sıkıntı, gerginlik ve heyecan gibi duygusal belirtilerin bedensel sonuçları da vardır. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, yutkunma güçlüğü, tansiyon değişiklikleri ve vücutta ısınma-yanma-karıncalanmalar depresyonda sıkça karşılaştığı­mız yakınmalardır.
Sıkıntı hissinin şiddetli olduğu depresyon hastalarında, inti­har riski de yüksektir. Bazen hastanın hissettiği sıkıntı öylesine dayanılmaz hale gelir ki, bu vakalarda depresyonu düzeltmeyen, ama sıkıntıyı gideren bazı ilaçların kullanılması gerekir. Tam ak­sine, depresyonu düzelten bazı ilaçlar, tedavinin ilk günlerinde sıkıntı hissini arttırıp hastanın kendisini daha kötü hissetmesi­ne yol açabilir. Başlangıçta sıkıntıyı arttıran bu ilaçlar, aslında kalıcı yan etkileri olmayan, uyku ve sersemlik yapmadıkları için de bilhassa tercih ettiğimiz ilaçlardır. Hastalar "Depresyon ilacı aldım, daha kötü oldum" dememeli, doktorlarına telefon edip veya bizzat gidip durumlarını anlatmalıdırlar.

Endişe, korku
Depresyondaki kişi endişelidir ve çok kolay kaygılanır. Ya­kınlarının başına kötü bir şey geleceğinden korkar, depremden korkar, yola giden eşinin kaza geçireceğinden korkar, çocukları­nın merdivenden düşeceğinden korkar, depremden korkar, has­talıktan korkar, ölümden korkar, cehennemden korkar, vb. Aklı hep kötü ihtimallerle doludur. Felaket senaryoları yazar durur.

Uykusuzluk
Depresyon hastalarının %90'ının uykusu azalır. Uyku azal­ması üç şekilde olabilir:

  1. Yatağa girdikten sonra bir süre uykuya dalmada güçlük. Kimi hastalar yarım saat ila bir saat kadar daima güçlüğü yaşar, kimileri ise sabaha kadar gözünü bile kırpmaz.
  2. Uykuya daldıktan sonra uyanma. Kimi depresyon hastaları her gece defalarca uyanır, kimileri ise gece yarısı bir kere uyanır ama bir daha sabaha kadar dalamaz.
  3. Sabah erken uyanma. Bazı depresyon hastaları gece geç bile yatsalar sabah erken uyanırlar.

Hastaların %10'unda ise uyku artışı olur. Ancak bu dinlen­dirmeyen bir uykudur. Zaten hemen hemen bütün depres­yon hastaları yorgun uyanmaktan yakınırlar.

İştahsızlık
Depresyon hastalarının %90'ının iştahı azalır. Hastalarda genellikle kilo kaybı da görülür. Kişi diğer şeylerden aldığı zev­ki yitirdiği gibi, yiyip içmekten aldığı zevki de kaybeder. "Bitkin düşmemek, hatta ölmemek için kendimi zorlayarak yiyorum" der. Hastaların %10'unda ise iştah ve kilo artar. Ancak bu ke­yifli bir iştahlılık değildir. "Zevk almadan, şuursuzca yiyorum; farkına varmadan yemeğe saldırıyorum" veya "Her şeye ilgimi kaybettim, sadece yemekten zevk alır oldum, ben de kendimi yemeğe verdim" derler.

Yorgunluk
Çoğu bedensel hastalık gibi pek çok ruhsal hastalık da yorgunluğa yol açar. Ancak depresyon, yorgunluğun en yay­gın sebeplerinden biridir. Bedensel hastalıklara bağlı yorgun­luklarda kişi iş yapmak ister, ama yorgunluğu buna engel olur. Depresyonda ise kişi hem isteksiz hem yorgundur.
Çabuk yorulma, otuz kırk adım attıktan veya bir kat mer­diven çıktıktan sonra derman kesilmesi daha çok bedensel hastalıklarda (kalp veya akciğer hastalıkları gibi) görülür. Depresyonda, hasta hiçbir şey yapmasa da yorgundur. Hatta sabah bile yataktan yorgun kalkar.

Unutkanlık, konsantre olamama, dikkat kusuru, kararsızlık
Unutkanlığın guatrdan, B12 vitamini eksikliğine kadar pek çok sebebi olabilir. Altmış yaşından büyüklerde en sık rastla­nan sebebi bunamadır (bilhassa Alzheimer hastalığı). Altmış yaşın altında ise ilk sırayı depresyon alır.
"Hiçbir şey düşünemiyorum, söylenenleri anlamıyorum, etrafımda konuşulanların farkında değilim" gibi şikâyetlerin altında genellikle depresyon yatar. Hasta kararsızlıktan yakı­nır. Basit konularda bile karar vermekte zorlanır.
Unutkanlık bazen o kadar şiddetli olur ki, kişinin dep­resyon mu geçiriyor bunamış mı anlamakta zorluk çekeriz. Unutkanlık her zaman bu kadar ağır olmasa da, dikkati sürdürememe, konsantre olamama gibi belirtiler de eklendiğinde iş performansını, okul başarısını epeyce etkiler. Okuyamama, okuduğuna yoğunlaşamama ve okuduğundan bir şey anlamama şikayetleriyle karşılaşırız.
Depresyon genellikle tam olarak düzelen bir hastalık oldu­ğu halde unutkanlık geç düzelir. Hatta dikkat ve hafıza kusuru bir iki yıl kadar da sürebilir. Depresyon geçiren bazı kişilerde ise unutkanlık hiçbir zaman tam olarak düzelmez.

Cinsel isteksizlik
Cinsel isteksizliğin kadında da erkekte de en sık görülen sebeplerinden biri depresyondur. Kişi cinsel ilişkiye pek arzu duymaz. Cinsel ilişkiye girse bile fazla zevk almaz. Depresyon ayrıca erkekte sertleşme sorununa, aşın erken veya geç boşal­maya, kadında ise orgazm olamamaya yol açabilir.

Değersizlik duyguları, kendine güvensizlik
Acı bir olayla karşılaşan her insan üzülür. Depresyonun üzüntüden önemli bir farkı, depresyon geçirmekte olan kişide beliren değersizlik duygularıdır. Depresyonda kişi kendisini yetersiz, başarısız, çirkin, aptal biri gibi görür. Hatta bunlara sıklıkla suçluluk ve günahkârlık duyguları da eklenir. Geçmiş­te yaptığı bir sürü iyi şey silinirken, küçük hatalar kişinin gö­zünde büyür. Hasta "Kendime güvenimi kaybettim, halbuki eskiden taşı sıksam suyunu çıkarırdım" der.
"Ben bu dünyada fazlalığım, ben olmasam her şey daha iyi olacak, ben yok olsam herkes kurtulacak" gibi düşüncelere çok rastlarız. Bazıları geçirmekte olduğu depresyonu, Allah'ın verdiği bir ceza olarak görür. Bazıları ise gelecekte cezalandı­rılacağına inanır.
Yani depresyon bir bakıma 'kendinden nefret' hastalığıdır. Kendinden nefret had safhaya vardığında, kişi canına bile kı­yabilir.

Ölüm ve intihar düşünceleri
Depresyon geçiren kişi intiharı düşünmese bile aklına sık sık ölüm gelir. Bazıları intiharı düşünmezler, ama "Keşke öl­müş olsaydım" derler. "Dini inançlarım olmasaydı veya ailemi üzmeyeceğini bilsem şimdiye kadar bin kere intihar etmiştim" diyen hastalarla da devamlı karşılaşırız. Ancak depresyon ağır­sa dini inançlar bile intiharı önleyemeyebilir.
Hasta yakınlarının yaptığı en büyük hatalardan biri, "Güç­lü ol, depresyonu yen, kendi kendinin doktoru ol, gez toz gül eğlen" gibi halden anlamaz yaklaşımlardır. Depresyon hastası gezmekten, eğlenmekten, kısacası hayattan zevk almaz. Hiç­bir şeyden zevk alamadığını gördükçe de hayattan iyice soğur. "Kendin yen, güçlü ol" gibi öğütler ise, zaten değersizlik duy­guları taşıyan hastanın kendisini iyice yetersiz hissetmesine yol açar. Çevrenizde biri depresyondaysa, yanlış nasihatlerin ölüm getirebileceğini unutmamalısınız.
Depresyon geçiren her yedi kişiden biri maalesef kendi ha­yatına kendi elleriyle son verir. İntihar, 25 yaşın altındaki kişi­ler arasında yaşanan ölümlerin ikinci veya üçüncü sırada gelen sebebidir. 40 yaşın altındaysa ikinci veya üçüncü sırada yer alır. Yaşlandıkça intihara bağlı ölümler artar, ama kalp-damar has­talıklarına ve kanserlere bağlı ölümler de arttığı için intihar, ölüm sebepleri sıralamasında geriler.
Kişinin zihninde belli bir intihar yöntemi dolaşıyorsa (ken­dini asmak, silahla vurmak, yüksekten atlamak, ilaç içmek gibi) tehlike iyice artmış demektir. İntihar etmek istediğinden
bahseden bir depresyon hastası çok ciddiye alınmalıdır. İnti­har fikirleri yoğunsa hastayı, hastanede yatırarak tedavi etmek şarttır. Böyle durumlarda birkaç hafta psikiyatri servisinde yat­mak hastanın hayatını kurtarır.

DEPRESYONLU BİRİNİ YÜZÜNDEN TANIMAK MÜMKÜN MÜ?
Affekt yani duygulanım kişinin duygularının yüzüne yansımasını ifade eden bir terimdir. Bir insanın duygulanımını yüzüne bakarak anlayabilirsiniz. Birbirine yakın insanlar karşılaştıklarında “bugün seni gergin gördüm, seni sıkıntılı gördüm, mutsuz görünüyorsun, nedir bu suratından düşen bin parça, neye sinirlendin yine” veya “çok neşeli görünüyorsun, kulakların tavana vuruyor, ayakların yerden kesiliyor, cennetten bir haber mi aldın” gibi ifadeleri sıkça kullanırlar. İşte bu ifadeleri kişilerin yüz ifadelerinden hareketle söylerler. Mood yani duygudurum ise kişinin ruhsal iklimini belirtir. Ruh dünyamız güneşli mi, yarı açık mı, bulutlu mu, yağmurlu mu, karlı mı, çok sıcak mı soğuk mu duygudurumunu inceleyerek anlarız. Günlük hayatta duygusal değişimler kısa sürelidir ve gelip geçicidir. Sağlıklı bir insanın ruhsal iklimi yaz gibi günlük güneşliktir. Arada yağmur, kar, hatta dolu yağar, hava kapalı olur, bulutlu olur, ama ne olursa olsun mevsim hep yazdır. Ancak depresyonda durum değişir. Mevsim kış olur. Hava hep kapalıdır, yağışlıdır ve soğuktur. Bu da yüz ifadesine yansır, kişi hep kederli, mahzun, mutsuz, umutsuz ve çaresiz bir görünümdedir. Depresyonu kişinin yüzüne bakarak teşhis etmek mümkün değildir. Ancak ruh ikliminin verdiği etkiyle yüzde bir takım değişiklikler kendini gösterir. Kişide “omega yüzü” dediğimiz enteresan bir görüntü oluşur: Kederle kasılan yüz kasları, göz altla­rından ve burun kenarlarından dudak köşelerine kadar takip edildiğinde bir omega harfinin oluştuğu dikkat çeker.

DEPRESYONDA AZALAN İŞLEVLER
İşlevsel Yavaşlık (Psikomotor retardasyon)
Kimi depresyonlu kişi o kadar isteksizdir ki parmağını oynatmak bile ağır bir yük gibi gelir. Bu hastalar ağızlarını açıp bir kelime söylemeye dahi üşenirler. Bu tür depresyon vakalarında hasta durgun ve hareketsizdir, çok az konuşur. Dikkat, bellek ve konsantrasyon kusuru da buna eklendiğinde size geç cevap veren, konuşmayı sürdürmekte zorluk çeken, hem hareketleri hem zihni yavaşlamış, külçe gibi yığılmış bir insanla karşılaşırsınız. Bazı depresyonlu kişilerde ise tam tersine hızlanmış gibi bir görünüm söz konusu olur. Hızlanmış depresyonlularda huzursuzluk ön plandadır. Son derece gergin görünür; dudaklarını yer, saçlarını çekiştirirler. Elleri devamlı hareket halinde, bacakları kıpır kıpırdır. Bazen yerinde duramaz ve sürekli gezinirler. Bütün bunlar birleştiğinde, depresyon hastasının yaşlan­mış göründüğünü söyleyebiliriz. Depresyonda kişiler sanki on yaş yirmi yaş yaşlanmış gibidirler. Tedavi edildiklerinde ise inanılmaz genç ve güzel bir görüntüye kavuşurlar.

Aslında depresyon beynin ruhsal ve zihinsel performansının düşmesiyle karakterizedir. Beynin hemen hemen bütün fonksiyonlarında bir yavaşlık ve düşme söz konusudur.
Bu duygularda olunca hüzün, keder, mutsuzluk
Düşüncelerde olunca umutsuzluk ve karamsarlık  içeren düşünceler oluşur
Mimik sayısı ve göz teması azalır, konuşma, yürüme ve hareketleri yavaşlar  
Düşünce hızı, duygulanım yavaşlar. Muhakeme gücü azalır, karar vermede zorlanma yaşanır
Zihinsel performans düşer: Unutkanlık, dikkat ve konsantrasyon zayıflar
Problem çözme, planlama, programlama, organize olma yetileri zayıflar
Karar verme mekanizması yavaşlar
Çevreye ve hayata ilgi azalır
Motivasyon hızı düşer
Bir işe başlama isteği azalır

DEPRESYON, UNUTKANLIK VE DEMANS (BUNAMA)
Depresyonda Demans (Bunama) Riski Artar
Depresyonda beyin hücrelerinin performansları serotonin gibi hormonların eksikliğinden dolayı düşüyor. Bu düşmeden bellek hücreleri de nasibini alıyor. Hipokampus adını verdiğimiz beyin bölgesi bellek kayıtlarının saklandığı bölge. Bu bölgenin erimesi geri dönüşümsüz bir unutkanlık tablosuna sebep oluyor. Alzheimer tipi demansta en çok etkilenen bölge bu hipokampus bölgesidir. Yapılan beyin görüntüleme araştırmalarında depresyonlu bireylerde geçici olarak hipokampus bölgesinin volümünün azaldığı tespit edilmiştir. Bu bireyler depresyon tedavisine alındıktan 6 ay sonra yapılan ölçümlerde bu bölgenin hacminin yine eski haline geldiği gösterilmiştir. Bu bilgiler bizi depresyonun tedavi edilmediği taktirde kalıcı bir unutkanlığa hatta demansa zemin hazırlayacağı konusunda uyarıyor.
50’li yaşlardan sonra depresyona giren bireylerde, tedavi olunmadığı taktirde Alzheimer Demans riski %33 artmaktadır.
Depresyonlu bireylerde unutkanlık ön plandaysa ve şiddetliyse mutlaka nöro-psikolojik testlerle seviyesi belirlenmeli ve gerekirse tedaviye belleği güçlendiren ilaçlar eklenmelidir.

DEPRESYON VE DİKKAT
Dikkat zihnin anahtarı niteliğinde bir fonksiyondur. Dikkat zayıflayınca beynin zihinsel performansı düşüyor. Dikkati zayıflayan bireylerde planlama, programlama, anlama, kavrama, organize olma, problem çözme, belleğe kaydetme gibi yönetsel işlevlerde düşüklük söz konusu oluyor. Ayrıca zihinsel performans düşüklüğüne ek olarak motivasyon, istek, ilgi ve bir işe başlama enerjisi gibi ruhsal işlevlerde de zayıflama oluyor. Yani hem dikkatte azalma ruhsal sorunlara zemin hazırlıyor hem de ruhsal rahatsızlıklar dikkat performansını düşürüyor. Yani dikkatle beynin ruhsal ve zihinsel işlevleri arasında birebir bir ilişki vardır.

Depresyon Dikkati Zayıflatır
Depresyonda birçok beyin alanlarında olduğu gibi dikkatle ilgili alanlarda da performans düşüklüğü söz konusu olur. Bunda en büyük etken serotonin ve norepinefrin gibi hormonların seviyelerindeki düşüklüktür. Depresyonda özellikle beynin ön bölgelerin işlevselliğinde bir azalma gözlenir. Bu azalmanın sonrasında gelişen dikkat zayıflığı iki sebeple olur:

  • Dikkatle ilgili hücrelerin işlevi azalır: Bunun sonrasında direk olarak dikkat zayıflığı oluşur.
  • Dikkatin ruhsal komponentini oluşturan ilgi, istek, motivasyon gibi işlevler zayıflar: Bu da dolaylı olarak (sekonder) dikkat zayıflığına sebep olur.

 Dikkat Zayıflığı Unutkanlığa Neden Olur
Depresyonda kişilerin planlama, programlama, problem çözme, anlama, kavrama, organize olma konularındaki zayıflamanın en büyük sebebi ilgi, istek ve motivasyonun zayıflamasının yanında dikkat performansının düşmesidir. Aynı şekilde depresyonda görülen unutkanlığın da altında hem hafıza hücrelerinin performans düşüklüğü hem de dikkatin zayıf olması yatar. Bilginin kaydedilmesinde ilk şart bilgi kaynağına yönelme, konsantre olma ve bilgiyi ilk etapta tutabilmektir. Bilginin ilk dakikalarda tutulabilmesi, bilgiye konsantre olabilmek ve odaklanabilmekle mümkündür. Eğer bir yoğunlaşma ve dikkati odaklama sorunu söz konusuysa hafıza işlevi de zayıflayacağından unutkanlık baş gösterecektir. O yüzden unutkanlığı olan depresyonlu bireylerde dikkati ölçen testlerin yapılması tedavinin gidişatı açısından önem arz etmektedir. Klinik uygulamalarımızda depresyonlu bireylerde dikkat eksikliği ve buna bağlı unutkanlıklarda depresyon tedavisine dikkati destekleyen uygulamaların eklenmesi tedaviye büyük katkı sağlamaktadır.
Dikkat ve Unutkanlık Testleri Kimlere Uygulanmalı?

  • Dikkat problemi yaşayanlar
  • Bütün hafif veya orta derece unutkanlıklar
  • İşlerini organize etmede zorlananlar
  • Zamanı kullanamayanlar
  • Akademik performans düşüklüğü yaşayan öğrenciler
  • Ders çalıştığı halde sınavlarda başarılı olamayan öğrenciler
  • Dikkat ve konsantrasyon sorunu yaşayan depresyon, panik, takıntı hastaları
  • Planlama ve programlamada zorlananlar
  • Okuduğunu ve dinlediğini anlamada zorlananlar
  • Çok yoğun çalışan iş adamları
  • Pilotlar ve uçuş görevlileri
  • Uçuş kulesinde ve hava trafiğinde çalışanlar
  • 50 yaş üstü bireyler
  • Motivasyon ve ilgi sorunu yaşayanlar
  • Bir işe başlamayı bir türlü başaramayanlar
  • İşinde sebat edemeyenler
  • Bir yerde duramayanlar, hemen sıkılanlar
  • Aşırı hareketli kişiler
  • Sık sık sakarlık yapanlar, kaza ve yaralanma geçirenler
  • Eşyalarını sağda solda unutanlar
  • Yapacakları işi unutup aksatanlar
  • Dalgınlar
  • Ocakta sık sık yemek unutan kadınlar
  • Neyi alacaktım sorusunu çokça soranlar
  • Muhakemede zorluk yaşayanlar
  • Neden sonuç ilişkisini kuramayan çocuklar
  • Hayatlarında hep yanlış kararlar alan bireyler
  • Şizofreni hastaları

DEPRESYONUN SIKLIĞI NEDİR?
Depresyon dünyada en sık görülen hastalıklardan biridir. Her altı kişiden biri hayatında en az bir kere depresyona girer. Yani dünyada bir milyar kişi en az bir defa depresyon geçir­miştir.
Dünya Sağlık Örgütü, depresyonu 40 yaş altında görülen en büyük sağlık problemi olarak kaydeder. Örgüt, sağlık prob­lemlerinin boyutunu hesaplarken şu iki ölçüyü kullanır:

  1. Hastalığın ölüm veya maluliyet dolayısıyla yol açtığı 'kayıp hayat yılı' Yani genç yaşta ortaya çıkan hastalıklar daha faz­la kayıp yıla yol açacağından, daha büyük bir sağlık proble­midir. Mesela felç, ölüme veya sakatlığa yol açan çok cid­di bir hastalıktır, ama genellikle yaşlılıkta görüldüğünden ömrü -diyelim ki trafik kazaları kadar- kısaltmaz. Tabii sa­dece ölüme değil, sakarlığa yol açan hastalıkların da önemli sağlık problemlerinden sayıldığını vurgulayalım. Mesela körlük öldürmez, ama önemli bir sağlık problemidir.
  2. Hastalığın görülme sıklığı. Elbette herkes için kendi hasta­lığı önemlidir. Ama dünya geneli için sık görülen hastalık­lar daha büyük sağlık problemidir.

Depresyon, hem erken yaşlarda sık rastlanan, hem de ölü­me ve maluliyete yol açabilen bir hastalık olduğu için, kırk yaş altında görülen en büyük sağlık problemi kabul edilir.
İlk depresyon atağı genellikle yirmili veya otuzlu yaşlarda görülür. Ancak çocuklarda görülen depresyon vakaları da en­der değildir. Bunlara ek olarak, yaşlılık döneminde de depres­yon yaygındır. Depresyona bağlı intihar girişimleri, ileri yaş­larda ne azalır ne de artar (belki bir miktar artar). Fakat bünye kırılganlaştığı için, yaşlılıkta intihara bağlı ölümlerin dört veya beş kat arttığı saptanmıştır.

Depresyon, kadınlarda erkeklere oranla yaklaşık iki kat daha sık görülür. Bunda hormonal farklılıkların etkisi vardır, ama ergenlik öncesinde de depresyon sık görülür. Kızların daha küçük yaşlardan itibaren daha fazla baskı altında yetişti­rilmeleri, anne babalar tarafından sevilseler bile 'sindirilmeleri", okullarda kadın öğretmenlerin dahi daha çok erkek öğren­cilere teveccüh göstermeleri kızların kendine güvenini azaltır, kız çocuklarını psikolojik açıdan daha duyarlı hale getirir.
Depresyon riski taşıyan diğer kişileri şöyle özetleyebiliriz:

  1. Boşanmışlar, dullar
  2. On yaşından önce anne veya babasını kaybedenler
  3. Güvenilen bir yakını olmayanlar (bilhassa kadınlarda)
  4. Şehirde yaşayanlar

DEPRESYON IRSÎ (GENETİK) MİDİR?
Depresyonda genetik yatkınlıkların olduğu kabul edilmektedir. Genetik üzerine yapılan çalışmalar incelendiğinde özellikle tek yumurta ikizleri ile yapılan çalışmalarda ikizlerden birinin depresyon geçirmesi durumunda diğerinin depresyon geçirme olasılığı %50 olarak bulunmuştur. Aile araştırmalarında depresyonu olan kişilerin birinci derece yakınlarında depresyon genel nüfusa göre 3-4 kat daha fazla görülmektedir.
Depresyon "kısmen" irsi bir hastalıktır ve bazı ailelerde ha­kikaten daha yaygın biçimde ortaya çıkar. Ama çoğu durumda depresyona giren kişi o ailedeki ilk depresyon hastasıdır. Ailede depresyon görülse bile başka ailelerden daha yüksek oranda değildir. Bazı ailelerde depresyonun daha fazla ortaya çıkmasının tek sebebi irsiyet, yani kalıtım değildir. Şüphesiz bunda kalıtımın etkisi vardır; ama ailede yaşanan bazı felaketler ile ailenin far­kında olmadan yaptığı eğitim hatalarının da çocuğun ruh dün­yasını depresyona yatkın hale getirmesi önemli etkenlerdir.
Özetle; ailenizde depresyon geçirmiş biri varsa, sizin de depresyona girme riskiniz biraz artar. Ama hayat boyu hiç depresyona girmemeniz de mümkündür.

DEPRESYON TÜRLERİ
MASKELİ DEPRESYON

  1. Bedenin değişik yerlerinde ağrı, sızılar, uyuşmalar, karıncalanmalar
  2. Cinsel alanlarda bozukluklar
  3. Yeme bozuklukları
  4. İştah değişiklikleri
  5. Alkol ve madde bağımlığı

DİSTİMİK BOZUKLUK

  1. Uyku bozuklukları
  2. Hiçbir şeyden mutlu olamama
  3. Karamsarlık
  4. Halsizlik
  5. Yorgunluk
  6. İlgi ve istek azlığı
  7. Güvensizlik
  8. Bedensel yakınmalar
  9. İyilik dönemleri birkaç gün ve birkaç hafta ile sınırlıdır.

PSİKOTİK DEPRESYON
Depresyonda hezeyan veya halüsinasyon olur mu?
Ağır depresyon vakalarında, hezeyan (mantıksız inanç) ve halüsinasyonlar görülebilir. Depresyon hastaları mantıksız konuşabilir ve gaipten sesler duyabilirler. Bu belirtilerin ortaya çıktığı depresyon türüne psikotik depresyon denir. Bu hastalı­ğın en şiddetli türüdür. Depresyonda ortaya çıkan hezeyan ve halüsinasyonlar suçluluk, değersizlik ve günahkârlık temalıdır. Yani "Ben Tanrıyım, dahiyim, özel biriyim" gibi büyüklük heze­yanlarına pek rastlanmaz. Bazı psikotik depresyon hastalarda görülen hezeyan ve halüsinasyonlardan örnek verelim:
"Vücudum çürüyor; karaciğerim, akciğerlerim, kalbim, midem çürüyor. Yok oluyorum. Yok olurken de etrafa pis bir koku yayıyorum. Komşular bu koku yüzünden mahalleden ta­şınıyorlar. Mahallede insan kalmadı." Şeklinde yok olma veya nihilistik hezeyanlar.
"Kırk yıl önce geneleve gitmiştim. Allah bu günahımı ceza­landırıyor şimdi. Küresel ısınmanın, kuraklığın sebebi benim bu günahım. Dünyadaki en kötü insan benim!" Günahkarlık hezeyanı.
"Ben şeytanım! Ebediyen cehennemde yanacağım! Sesler duyuyorum: Kıyamet kopacak, diyorlar. Benim yüzümden kı­yamet kopacak." Suçluluk hezeyanları.
Bu tür suçluluk, değersizlik, günahkârlık hezeyanlarının verdiği acıya dayanmak çok zordur. Dolayısıyla psikotik depresyonda intihar riski yüksektir. Bu nedenle böyle hastaları ge­nellikle yatırarak tedavi etmek gerekir.

ORGANİK NEDENLERE BAĞLI DEPRESYON
Birçok fiziksel bozukluğa bağlı olarak da depresyon görülebilmektedir. Bunlar;

  1. Hormonal sistemde bozukluklar
  2. Nörolojik hastalıklar (Parkinson vb.)
  3. Kanser
  4. Kaza ve ameliyatlar
  5. Enfeksiyon hastalıkları

MASKELİ DEPRESYON Ve DİSTİMİK BOZUKLUK
Maskeli Depresyon
Depresyonda bedensel belirtilere de sık rastlanır. Bazı has­talar çeşitli ağrılar, sızılar, mide-bağırsak şikâyetleri yüzünden doktor doktor gezerler. Her türlü tahlil ve tetkik yapılır, so­nunda konulan teşhis 'Hiçbir şeyin yok, sapasağlamsın'dır.
İşte bu hastaların önemli bir bölümü, aslında depresyon geçirmektedir. Ama depresyonun ruhsal belirtileri (hayattan zevk almama, isteksizlik gibi) değil, bedensel belirtileri ön plandadır veya bu kişiler isteksizliğin, hayattan zevk almama­nın 'doktorluk' bir durum olmadığına inandıklarından, dep­resyonu bir hastalık değil de herkesin yaşayabileceği tarzda bir üzüntü kabul ettiklerinden, ruhi acılarını doktora söyle­mezler bile. Ama "Stresli misin, gergin misin, moralin nasıl, neşesizlik-keyifsizlik var mı?" soruları sorulduğunda depres­yonda oldukları ortaya çıkar.
Bu yüzden bu tür depresyona maskeli depresyon veya örtü­lü depresyon denir.
Depresyonun beynin çalışma biçiminde yol açlığı bozukluk bulun vücudu etkiler ve çeşitli organlarda bedensel belirtiler ortaya çıkabilir.

Prefrontal korteks: Ön beyin kabuğu
Hipotalamus: Hormon faaliyetlerini yöneten bölge
Amigdala: Şakak bölgesinde yer alan, korku ve kaygıyla ilgili alan
Lokus Seruleus: Noradrenalin adlı stres hormonunu salgılayan bölge
Sitokinler: Bağışıklık sisteminde rol alan kimyasal maddeler
Kortizol: Böbrek üstü bezinden salgılanan hormon (pek çok doku ve organın fâaliyetini etkiler)
Depresyon geçiren kişilerin sık sık yakındıkları bedensel belirtileri şöyle sıralayabiliriz:

Baş, eklem ve adale ağrıları: Ruhi gerginlik genellikle kas gerginliğine de yol açar. Depresyonda, vücudun doğal ağrı ke­sici sistemleri de bozulur. Dolayısıyla baş, eklem ve adale ağrı­ları başta olmak üzere vücudun her yerinde ağrı olabilir.
Kalp ve akciğerle ilgili belirtiler: Çarpıntı, kalbin hızlı veya şiddetli atması, göğüs ağrısı, göğüste sıkışma ve nefes dar­lığı depresyonda sıkça yaşanan şikâyetlerdir.

Mide ve bağırsak şikâyetleri: Karında şişlik, gaz, hazımsız­lık, yutma güçlüğü, geğirme, karnın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkan ağrılar, bazı hastalarda kabızlık bazılarında ishal, bazı hastalarda iştahsızlık, bazılarında ise iştah artışı gibi belirtilerin altından mide-bağırsak hastalıklarından çok depresyon çıkar.

Uyuşma, yanma, karıncalanmalar: Depresyon bilhassa baş, eller, ayaklar olmak üzere vücudun her yerinde uyuşma, yanma ve karıncalanmalara yol açabilir.

Baş dönmesi, kafada boşluk veya ağırlık hissi, kulak çın­laması: Bilhassa kafada boşluk veya tam tersine ağırlık hissin­den yakınanların depresyonda olma ihtimali yüksektir.

DİSTİMİK BOZUKLUK
Distimik bozukluk adı verilen bir hastalık, depresyonun hafit ama uzun süren türüdür. Depresyonda olduğu gibi, dis­timik bozuklukta da zevk ve heves azalması, neşesizlik, keyif­sizlik görülür. Bu belirtiler depresyondaki kadar şiddetli olma­makla beraber, en az iki yıl sürer. Halbuki depresyon tedavi edilirse haftalar içinde düzelmeye başlar, birkaç ay içinde de tamamen veya tama yakın ölçüde düzelir.

DEPRESYONUN NEDENLERİ
Her şeyden önce, depresyonun beyin faaliyetlerinin bo­zulmasından kaynaklanan biyolojik kökenli bir hastalık oldu­ğunu vurgulamak gerekir. Nasıl kalbin, midenin, karaciğerin, eklemlerin hastalıkları varsa beynin de hastalıkları vardır ve depresyon bunların en önemlilerinden biridir.
Beyin duyguları ve düşünceleri yöneten organ olduğu için, beyin hastalıklarında duygusal değişiklikler (depresyonda duygusal çöküntü, ileride anlatacağımız manide duygusal taş­kınlık, şizofrenide duygusal kündük) ve düşünce bozuklukları (takıntı, hezeyan) sık görülür. Çoğu beyin hastalığında bunla­ra ek olarak, dikkat ve hafıza bozukluklarıyla algı kusurları da (halüsinasyon) ortaya çıkar.
Öte yandan depresyonun oldukça mühim bir psikolojik boyutu da vardır. Üzüntülü olaylar ve bazı kişilik yapıları dep­resyona zemin hazırlar.

DEPRESYONUN BİYOLOJİK NEDENLERİ
Depresyon Nedenleri
Biyolojik Faktörler
Depresyon bir beyin hastalığıdır. Depresyondaki kişiler üzerinde yapılan araştırmalar, bu kişilerin depresyonda iken beyinlerinde bazı değişiklikler olduğunu göstermektedir. Özellikle de, sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan alanlarda tıkanıklık görülmektedir. Sorumlu maddelerin üretiminde ya da iletimindeki bozukluğun depresyona yol açabileceği düşünülmektedir. Yapılan araştırmalarda,  depresyon olgularında,  kanlarındaki, idrarlarındaki ve beyin omurilik sıvılarındaki  biyolojik aminlerinde  çeşitli bozuklukların olduğu saptanmıştır. Bunun yanı sıra  noradrenalin, serotonin ve dopamin olarak adlandırılan nörotransmitterlerin  üretim, salınım, alım vb. metabolizmalarındaki bozuklukların depresif bozukluklarda rol oynadığı saptanmıştır. Özellikle böbrek üstü bezi, tiroid bezi veya hipofizden salgılanan hormonlar da depresyon oluşumuna katkı sağlayabilmektedir. Bu durumda bu hormonları da düzenleyen ilaçların tedaviye eklenmesi gerekebilir.

Beyin Kimyasında Bozulma
Beyin serotonin adlı bir maddeyi salgılar ve üretir. Serotonin halk arasında mutluluk hormonu adıyla şöhret bulmuştur. Gerçekten de bu hormon, kişiye mutluluk duygusu verir. Ek­sikliğinde depresyon ortaya çıkar.
Sinir hücresi, yani nöron: Nasıl ağaç dallarının ucunda yapraklar varsa, sinir hücrelerinin dallarının ucunda da küçük şişkinlikler vardır ve bu şişkinlikler kimyasal madde salgılarlar (serotonin, dopamin, adrenalin gibi)
Burada, nor-adrenalin ve dopamin adlı iki maddeyi daha zikretmek gerekir. Bunlar da beynin salgıları arasındadır. Ay­nen serotonin gibi mutluluk duygusu, enerji, motivasyon, dik­kat artışı sağlarlar.
Yani depresyon, kabaca, beynin ürettiği serotonin, dopamin, adrenalin maddelerinin azlığından kaynaklanan bir hastalıktır.
Bu maddelerin azlığı kişiyi sadece depresyona değil kaygı bozukluklarına (panik bozukluğu, sosyal fobi, takıntı hasta­lığı gibi), alkolizme, madde bağımlılığına ve yeme bozukluk­larına (anoreksiya veya bulimia) yatkın hale getirir. Dopamin fazlalığının da şizofreniye ve hezeyanlı bozukluğa yol açtığını hatırlatalım.
Serotonin, insana enerji verir. Eksikliği halinde enerji kay­bının yanı sıra, bağımlılık ve yeme bozuklukları ve iştah deği­şiklikleri de görülür Bazı hassas görüntüleme yöntemleri beyindeki bozuklu­ğun şakak ve alın bölgelerinde olduğunu ortaya koymuştur. PET (positron emission tomography), SPECT (single pho­ton emission computedtomography) ve fMR (fonksiyonel manyetik rezonans) depresyon hastalarında beynin ön bölge­lerinin iyi çalışmadığını göstermiştir.

Beyindeki Elektrik Akımında Bozulma
Bahsedilen PET, SPECT, fMR tetkikleri uygulaması zor ve pahalı yöntemlerdir. Beyni görüntülemenin eski ve ucuz yöntemi halk arasında 'beyin elektrosu' olarak bilinen EEG'dir. (elektroensefalografi). EEG'de kafaya teller (ki aslında bunlar elektrottur) bağlanarak beynin yaydığı elektrik akımı kayde­dilir. EEG sara hastalığının, beyin iltihaplarının, bunamaların (mesela Alzheimer hastalığı), uyku bozukluklarının teşhisin­de kullanılır. Tomografi yöntemi geliştirilmeden önce, beyin tümörlerinin ve beyin damar hastalıklarının tanınmasında da işe yarayan bir yöntemdi.
Psikiyatrik hastaların önemli bir bölümünde EEG sonuçla­rı bozuk çıkar. Bilhassa 'quantitative' (kantitatif) EEG (kısaca QEEG denir), depresyon hastalarının beyinlerinin ön bölge­lerindeki bozulmayı on beş dakika içinde gösterir.

DEPRESYONA YOL AÇAN BEDENSEL HASTALIKLAR VE İLAÇLAR
Bazı bedensel hastalıklar depresyona yol açar. Bu da dep­resyonun 'biyolojik kökenli bir hastalık' olduğu tezini güçlen­diren bir kanıttır.
Depresyona sebep olan hastalık ve ilaçları şöyle sıralayabi­liriz:
Beyin Hastalıkları
Sara: Sara hastalarmda depresyon ve intihara bağlı ölümle­rin görülme sıklığı, diğer insanlara göre 10-20 kat daha fazladır. Sara, beyindeki elektrik akımının bozulmasından kaynak­lanan bir hastalıktır.

Beyin tümörleri: Alın ve şakak bölgesinde tümör oluşması halinde, kişide depresyon ortaya çıkabilir. Hatta bu bölgele­rin tümörleri sadece depresyon belirtileriyle bile kendini belli edebilir.

Parkinson hastalığı: Titreme ve hareket yavaşlığı gibi bul­gulara yol açan bu yaşlılık dönemi hastalığı, ileri yaş grubu için önemli bir depresyon sebebidir.

Bunamalar: (Alzheimer hastalığı gibi): Bunama olayla­rında, hastalığın bazı dönemlerinde, unutkanlıktan ziyade depresyon, hastaya ve çevresine zorluk çektirir.
Beyin damar hastalıkları (felçler ve beyin kanamaları): Bilhassa beynin sağ tarafında oluşan damar tıkanıkları veya kanamalara (ki bu durumda vücudun sol taralı felç olur) dep­resyonun da eşlik etme ihtimali yüksektir. Felçli kişi bir de depresyona girerse, iyileşme ümidi ve çabası azalır, hatta ikinci bir felç geçirme ve ölüm riski doğrudan doğruya artar.

Hormon hastalıkları
Guatr: Guatr, boğazımızda yer alan tiroit adlı salgı bezinin hastalığıdır. Tiroit bezi az hormon salgılarsa hastada yorgun­luk, durgunluk, yavaşlık, unutkanlık, depresyon, tepkilerde yavaşlama, kilo artışı ve ciltte kuruma görülür. Tiroit bezi fazla hormon salgıladığında da sinirlilik, huzursuzluk, sıkıntı, terle­me, kilo kaybı ve çarpıntı görülür.

Böbrek üstü bezi hastalıkları: Böbrek üstü bezleri kortizol adlı hormonu salgılar. Fazla miktarda kortizol, depresyonun yanı sıra şizofreni benzeri akıl hastalıkları, şişmanlık (bilhassa ensede yağ birikmesi), saç dökülmesi, kıllanma, ay dede yüzü (surat yağ birikimi sonucu toparlaklaşır, ayrıca kızarır ve 'ay dede'yi hatırlatır), ciltte çatlaklar, mide ülseri, yüksek tansiyon ve şeker yükselmesine yol açar.

Loğusalık: Bir kadının hayat boyu depresyona en yatkın oIduğu dönem loğusalıktır. Hatta, hemen hemen bütün kadınlar doğum yaptıktan sonra ilk bir ay içinde, "loğusalık hüznü' (post-partum blues) denilen gelip geçici ve hafif bir depresif ruh haline bürünürler. Ancak bazı kadınlar loğusalık depresyonuna girer ve bebeklerine bakamaz hale gelirler. Hat­ta bu sebeple intihar bile edebilirler.

Kalp-damar hastalıkları
Kalp krizi geçiren veya by-pass ameliyatı olanların huylar­ının değiştiğine, yakınları sıklıkla şahit olurlar. Aslında bu huy değişikliği genellikle depresyona bağlıdır. Tedavi edilirse, hastanın hem hayat kalitesi yükselecek, hem kalp-damar hastalı­ğının tedavisi kolaylaşacak hem de ömrü uzayacaktır.

Kanser
Kanserler sadece hastada yarattığı ümitsizlik yüzünden hastanın beden dengesini bozarak da depresyona yol açabilir. Bazı kanser türlerinde (mesela pankreas kanseri ve lenfomalar, yan lenf kanserleri) depresyon daha sık görülür. Bu da kanse­rin sadece duygusal değil biyolojik sebeplerle de depresyona yol açabileceğini düşündürür.
İlaçlar

  1. Bazı verem ilaçları
  2. Bazı antibiyotikler, grip ilaçları
  3. İnterferon; hepatit, bazı kanser türleri ve AİDS tedavisin­de kullanılan çok yararlı bir ilaçtır. En ciddi yan etkilerinden biri depresyondur.
  4. İzotretinoin etken maddelı adlı sivilce ilacı pek çok genci muhteşem bir cilde kavuşturmuştur. Ancak bu ilaç depresyo­na, hatta bazen ağır depresyona yol açabilir.
  5. Aslında depresyona en sık yol açan maddeler alkol ve uyuşturuculardır. Bunlar geçici bir rahatlık hissi vermekle be­raber beyni tahrip ederek ciddi bir depresyona sebep olurlar.

DEPRESYONUN PSİKOLOJİK SEBEPLERİ
Psikososyal etkenlerin (stres veren yaşam olayları, kayıplar, ayrılıklar vb.) beyin biyokimyasındaki değişiklikleri tetikleyebileceği varsayılmaktadır. Araştırmalar, depresyonun ilk ortaya çıkışında stresli yaşam olaylarının etkili olduğunu, sonraki ataklarla stresli yaşam olayları arasında bir ilişkinin bulunmadığını ortaya koymuştur. Stres beyinde kalıcı değişiklikler yapmakta ve hastalığın tekrarlamasına yol açabilmektedir. Küçük yaşta anne ve babasını kaybedenlerde ileriki yıllarda depresyon ortaya çıkma olasılığı daha fazladır. Depresyon ve kişilik arasında herhangi bir ilişki tanımlanmamıştır. Stresli yaşam olayları karşısında birçok kişi depresyona girebilir. Psikososyal Faktörler arasında;
-Kayıp ve yaslar
-Doğum, hamilelik, lohusalık süreci
-Bazı hastalıklar (Kanser, Multiple Skleroz, Epilepsi vb.)
-Kalıtsal yatkınlık
-Alkol kullanımı
-Evlilik, aile sorunları
-İş ile ilgili sorunlar
-Mevsim değişiklikleri

Öğrenilmiş Çaresizlik
Araştırmacılar yaptıkları bir deneyde: Bir maymunu kafeste aç bırakırlar. Yiyecek arayan hayvan kafe­sin içinde bir pedal bulur, bu pedala basınca hayvana yiyecek verilir.
Diğer maymuna ise, defalarca pedala bassa bile yiyecek ve­rilmez.
Deneyin ikinci aşamasında her iki maymun iyice aç bırakı­lır ve tekrar kafese konur. Pedala basınca yiyecek geldiğini öğ­renen maymun, hızla pedalın yerini bulur ve gıdasına kavuşur. Bu defa diğer maymuna da yiyecek verilecektir, ama hayvan pedala dokunmaz bile. Çünkü pedala basmanın hiçbir faydası olmadığını öğrenmiştir. Açlıktan perişan olur, ama gıda araya­cağına kafeste öylece kıvrılıp yatar.
Depresyon geçiren insanların bazıları geçmişlerinde 'ça­resizliği öğrenmişlerdir.' Hayatlarının önceki yıllarında yaşa­dıkları olaylar onlara kurtuluş olmadığını, yani ümitsizliği öğ­retmiştir. Bu yüzden karşılaştıkları ufak bir engeli bile aşılmaz dağlar gibi görürler.
Halbuki bazı insanlar her derdin bir devasının olduğunu, zorluklarla mücadelenin mutlaka zafer getirdiğini öğrenmiş­lerdir. Böyle kişiler depresyona daha az girerler.

Üzücü Olaylar
Yaşanan stresli olaylar, insanın beyin fonksiyonlarını boza­rak depresyona zemin hazırlar.
Kişi bazen tahammül edilmesi zor bir acı yaşadıktan he­men sonra depresyona girer. Mesela sevdiği birini kaybeden­lerin, iflas edenlerin, eşi tarafından terk edilenlerin, imtihanda başarısız olanların depresyona girdiklerine sık sık şahit oluruz. Hatta bu gibi durumlarda üzüntülü bir dönem yaşamak nor­mal bile kabul edilir. (Ancak üzüntü ve depresyonun farklı şeyler olduğunu hatırlatalım.)
Bazen de küçük küçük bir sürü stresli olay birikir ve sonun­da depresyona yol açar. Diyelim ki mesleğinizi çok seviyorsu­nuz, iş arkadaşlarınız da iyi, işe mutlu gidiyorsunuz. Ancak üzerinizde sürekli zaman baskısı var. Size verilen işlerin alela­cele bitirilmesi isteniyor sık sık. Sürekli bir yerlere bir şeyler yetiştirmek zorundasınız. Bu arada hafif bir trafik kazası ge­çiriyorsunuz, kazayı ufak tefek sıyrıklarla atlatıyorsunuz, pek de maddi hasara uğramıyorsunuz. Derken 95 yaşındaki kayın­pederiniz ölüyor. Eşiniz dünyanın en iyi insanı, ama babasının hastalığı sırasında hastanelere koşturmaktan bitkin düşmüş durumda. Kız kardeşiniz hiç mi hiç hoşlanmadığınız bir de­likanlıyla evlenmek için aileyi zorluyor. Bu durumda sinirleri­niz ne kadar sağlam olursa olsun, kendinizi depresyona girmiş vaziyette bulabilirsiniz.
Strese maruz kalan her insan elbette depresyona girmez. Mesela Nazi kamplarında toplanan mağdurların bir kısmı be­densel acılara, bir kısmı ruhi acılara dayanamayıp hayatlarını kaybetmiş; bir kısmı ise her türlü ıstıraba dayanarak savaştan sonra adeta yeniden doğmuş, ailelerinden sağ kalanlara kavuş­muş, çalışıp didinerek iş güç sahibi olmuşlardır.
Depresyona yatkınlık yaratan çeşitli biyolojik ve psikolojik faktörler vardır.

DEPRESYONA YATKINLIK YARATAN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ
Aşırı sorumluluk duygusu

Depresyon sanıldığı gibi zayıf kişilerin hastalığı değildir. Tam tersine aşırı sorumluluk duygusu taşıyan, aile ve arkadaş çevresinde herkesin yardımına koşmaya çalışan, her yükün al­tına giren kişiler depresyona daha yatkındır. Bu yüzden depres­yona saçını süpürge eden kadınların hastalığı bile denebilir.
Titizlik, mükemmeliyetçilik
Kılı kırk yaran, ince eleyip sık dokuyan, el attıkları her işi kusursuz yapmaya çalışan insanlar daha sık depresyona girer. Çünkü bu insanların kafası devamlı meşguldür. Yükümlü­lüklerini daha iyi nasıl yerine getirebileceklerini hesap ederler.
Halbuki hayatta mükemmel diye bir şey yoktur. "Daha iyi, iyinin düşmanıdır" derler. Aşırı titiz ve mükemmeliyetçi kişiIer kendilerine yüksek hedefler koyar, bunlara ulaşamayınca da hayal kırıklığına uğrarlar. Çok ayrıntıcı ve ince düşüncelidirler, aynı tutumu çevrelerinden de beklerler. Bulamadıklarında ise haksızlığa maruz kaldıkları hissine kapılırlar.
Mükemmeliyetçiler, işlerini çok iyi yapan ve genelde yap­tıkları işte başarıya ulaşan kişilerdir. Ancak çoğunlukla gergin, kaygılı ve karamsardırlar. Kendilerini ve başkalarını fazla ten­kit ederler.

Kendinden ve başkalarından çok şey beklemek
Bazı insanlar, çevrelerinden aşırı sevgi beklerler. Bilhassa kimi kadınların sevgi beklentileri o kadar yüksektir ki, hiçbir er­kek bu ihtiyacı karşılayabilecek kapasiteye sahip değildir. Duy­gusal ihtiyacı fazla olan kişiler daha kolay depresyona girerler.
Kimileri ise herkesin kendilerine duyarlı, düşünceli, ince davranmasını ister. Halbuki hayatta zaman zaman kötü mu­amele görmek, haksızlığa uğramak kaçınılmazdır. Hayatın di­kensiz gül bahçesi olmasını umanlar, mutlaka hayal kırıklığına uğrarlar.
Kişinin kendisinden her zaman yüksek başarı beklemesi, sürekli ağır mesuliyetlerin altına girmesi de depresyon sebep lerinden biridir. Hayatta iniş de vardır çıkış da. En başarılı, en zeki, en yetenekli insanların bile çöküş dönemleri olur.

Kimseyi incitmemeye, herkesi hoşnut etmeye, daima iyiliksever olmaya çalışmak
"İyilik yaparsanız depresyo­na girerseniz" demek istemiyoruz. Depresyona yatkın olanlar iyilikseverler değil, iyilikseverliği kendilerine yapılan haksızlığa itiraz edememe boyutuna taşıyanlardır.
Hayır diyememek önemli bir depresyon sebebidir. Bazıları hayır diyemediklerinden, yapmaktan hoşlanmadıkları bir sürü işi yapmak zorunda kalırlar; hiç geçinemedikleri kişilerle kırk sene aynı havayı solurlar: tezgâhtarlarla pazarlık yapamazlar; do­landırıcılara borç para verirler; işyerlerinde para veya kariyer ge­tirmeyecek yükümlülükleri sırtlanan 'hamallar' haline gelirler.
"İnsanların kalbini kırarım". "Bu fikre karşı çıkarsam hak­kımda kötü şeyler düşünürler" gibi yargılarla hayatlarını zehir ederler.
Her şeye 'hayır' demek de insanın huysuz ve uyumsuz biri olarak tanınmasına yol açar. Yeri geldiğinde evet, yeri geldi­ğinde hayır demeyi öğrenmek gerekir. 'Evet' ve hayır' haya­tımızın kapılarıdır: Hayatımıza girmesini istediğimiz şeylere kapıyı açmalı, istemediklerimize kapamalıyız.

Bağımlılık, onaylanma ihtiyacı
Alkol ve madde bağımlılığı elbette depresyonun en ciddi sebeplerinden biridir, ama burada kastettiğimiz insana ba­ğımlılıktır.
Şüphesiz verimli sevgi alışverişlerine hepimiz ihtiyaç duya­rız. Hepimiz sevmek ve sevilmek isteriz.
Fakat bazı kişiler anneleri, ağabey veya ablaları, arkadaşları olmadan hiçbir şey yapamazlar. Evde yalnız başlarına keyifle çay demleyip kitap okumayı başaramayan, mutlaka başka bi­rinin varlığına ihtiyaç duyan, kapıdan dışarı yalnız çıkmaktan hiç mi hiç zevk almayan, bir yakınını yanında taşımadan bir çift ayakkabı beğenemeyen insanlar hiç de az değildir.
Bazıları ise her zaman birinin 'fiziksel' varlığına ihtiyaç duymazlar. Ama yaptıkları her işin başkalarınca onaylanma­sını ve takdir edilmesini beklerler. Onlar için kendilerinin değil, başkalarının görüşleri önemlidir. Yalnız başlarına karar veremezler. Yakınlarının sevgi ve desteğini kaybetmemek için, katılmadıkları fikirlere bile karşı çıkmazlar.
Bağımlılar için boşanma, annenin ölümü gibi olaylar birer faciadır. Bunların altından çok zor kalkarlar. Bazıları, karşı cinsle ilişkilerinin sona ereceğinden korkmaya başladıkları anda başka bir sevgili aramaya başlar, ancak yeni birini bul­duklarında öncekinden ayrılabilirler.

Kendine güvensizlik
Tıp fakültesinde doçent olan, iki lisan bilen biri "Hayatta hiçbir şeyi başaramadım" diyebiliyor, halbuki çev­resi tarafından 'başarılı insana örnek gösteriliyordu.
Bazı insanlar hayatta daima başarısızlıklarını görürler, ba­şardıkları her şeyi unuturlar. Başarılarını başkalarına borçlu olduklarını düşünürler, başarısızlıklarından ise kendilerini so­rumlu tutarlar.
Kendine güvensizlik, kişinin karşı cinsle olan ilişkilerini de etkiler. Baş döndürücü güzellikteki bazı kadınların, kendileri­ni 'suratına bakılamayacak kadar çirkin' bulduklarına hayretle tanık oluruz. Kendine güvensiz kişiler, genellikle redde­dilme korkusuyla karşı cinsten uzak dururlar. Sevgilileri var­sa veya evlilerse bile, beğenilmeme kuşkusunu ve terk edilme korkusunu içlerinden kolay kolay atamazlar, gereksiz kıskanç­lıklara kapılabilirler.
Herkesin kendini beğenmeye az çok ihtiyacı vardır. Kendi­ni beğenmişlik ve kibir ne kadar kötüyse, kendini hiç beğen­memek de o kadar kötüdür. Kendini hiç beğenmeyen insan değersizlik duyguları yaşar, kimsenin sevmediği ve önemseme­diği biri olduğunu düşünür. Depresyonun en önemli sebebi belki de kendine güvensizlik, kendini sevmemek ve kendini beğenmemektir. Kendine güvensizlik depresyona, depresyon da kendine güvensizliğe yol açar.

Utangaçlık, çekingenlik, içine kapanıklık
Utangaçlık geleneksel anlayışta toplum tarafından bir er­dem kabul edilir. Utangaç kişileri çoğumuz gerçekten severiz. Ancak utangaç kişi, maalesef depresyona kuvvetle adaydır. Çünkü utangaçlar, çekingenler, içine kapalılar kendilerine gü­vensiz insanlardır. Yukarıda 'kendine güvensizlik' başlığı altın­da da izah ettiğimiz gibi kolaylıkla depresyona girebilirler.

Narsisizm
Kendine güvensizlik nasıl depresyona yatkınlığa sebep olu­yorsa, kendini aşırı beğenmek (yani narsisizm) de depresyona meyil oluşturur. Çünkü kendini çok seven, başkalarından us­tun gören insanlar çevreden hep özel muamele beklerler. El­bette her zaman ve herkesten özel muamele görmek mümkün değildir. Bu yüzden narsistik kişiler çok kolay hayal kırıklığına uğrarlar.
Bu kişiler yetenekli ve zeki olmasalar dahi kendilerini öyle görürler. Bazı üstün yeteneklere sahip olsalar bile bunları abar­tırlar. Her alanda üstün olmak isterler. En başarılı, en güzel olmanın hayallerini kurup dururlar. Halbuki bazı alanlarda komşumuzdan üstün olsak bile, başka alanlarda komşumuz bizden üstündür. Dolayısıyla bir narsistin hayallerine ulaşması hiçbir zaman mümkün değildir. Yani kendini beğenmişin hayal kırıklığına uğraması kaçınılmazdır.
Narsistik kişiler özel olduklarını düşündükleri için verme­den almak isterler. Kuyrukta en öne geçiverir, ikaz edilince de şaşırırlar. Sevmeden sevilmeyi beklerler. Halbuki kibirli tavır­larıyla insanları kendilerinden uzaklaştırırlar. Farkında olma­dan, kendilerini sevenleri iterler. Hatta çevrelerindeki kişileri sömürür, bunu da çok tabii görürler. Dolayısıyla aileleriyle, işleriyle, çocuklarıyla, arkadaşlarıyla doyurucu ilişkiler kura­mazlar. Çok arzu ettiği halde başkaları taralından sevilmemeleri sonunda depresyona girmelerine yol açar.

Şüphecilik, insanlara güvensizlik
Kendine güvensizlik nasıl bir depresyon sebebiyse, başkaIarına güvensizlik de aynı etkiyi gösterir. İnsanlara güvenmeyen kişi, vahşi hayvanlarla dolu bir ormanda dolaşan, her an saldırıya uğramaya hazır bir yolcu gibidir: Daima gergin, her an tetikte ve korku içinde...
Hayatta mutluluğun temellerinden biri güven duygusudur. Her an kandırılacağını, sömürüleceğini düşünen biri nasıl huzura kavuşabilir? Eşi tarafından aldatılma ihtimalini kafasın­dan çıkaramayan adam, nasıl iyi bir yuva kurabilir? "Babana bile güvenmeyeceksin" düşüncesiyle yaşayan kişi, nasıl sağlam dostluklar kurabilir? Siz başkasına güvenmezseniz, başkaları size güvenir mi?
İnsanlara güvenen biri elbette hayatta zaman zaman 'kazık yiyebilir', hatta bunlar 'büyük kazıklar' da olabilir. Ama sonuç itibariyle kazanacağı şeyler, kaybedeceklerinden çok daha faz­la olacaktır.

Onuruna aşırı düşkün olmak
Zaman zaman gazetelerde 'onuru yaralandığı için intihar etti' haberlerine rastlarız. Onurlu olmak, şerefle yaşamak el­bette bir erdemdir. Ancak bazı kişilerin iftiraya uğradıklarında mücadele edip adlarını temize çıkarmak yerine intiharı seçtik­leri de acı bir gerçektir. Halbuki haksızlığa karşı çıkmak, haki­kat için savaşmak daha büyük bir erdemdir.
"Onurum için yaşarım" "Şerefime zerre kadar leke sür­dürmem" gibi ifadeler şüphesiz güzeldir ama bu tür ifadeleri, onur/şeref/haysiyet gibi kelimeleri fazla kullananlar ya şüp­heciler, ya kendini beğenmişler veya kendine güvensiz kimse­lerdir. Bu insanlar şerefli oldukları için değil, ama bu kişilik özellikleri yüzünden depresyona yatkındırlar.

Hep ya da hiç biçiminde düşünmek
Kişi olayları ya ak ya kara olarak değerlendirir. Ak-kara tarzında düşünenlerin tipik zihin yapısı şudur: "Bir işi ya mü­kemmel tamamla veya o işe hiç başlama."
Bazı öğrenciler çok iyi çalışamayacakları bir derse hiç çalış­mamayı tercih edebilirler. Kimileri, yaptıkları ibadetin hiçbir zaman ulaşılamayacak derecede mükemmel olmasını o kadar çok isterler ki, sonunda ibadetten büsbütün kopma noktasına gelirler. Bir gelin kayınvalidesiyle kavgalıyken, kocasının, an­nesine yakınlık göstermesi karşısında "Bana hiç değer vermi­yor, varsa yoksa annesi" düşüncesine kapılabilir.
Ya hep ya hiççiler hayatta hep çıkmazlarla karşı karşıya ka­lırlar. Bunun sonu da elbette depresyondur.

Aşırı genellemecilik
Bazı insanlar tek bir olaydan genel sonuçlar çıkarırlar. Me­sela bir kardeş ağabeyinin yıllar önce kendisine 'aptal' demiş olmasını kıskanıldığı, sevilmediği şeklinde yorumlayabilir. Ki­misi, arkadaşı telefonuna cevap vermediği zaman "Herhalde şu anda müsait değil" diye düşünmez de, "Bu herif zaten ki­birli biri, insanlara değer vermez" sonucunu çıkarır. Münferit bir olumsuz olay, aşırı genellenerek bir mutsuzluk kaynağına dönüştürülür.

Küçümseme veya büyütme
Kişi başardığı işleri küçümser ve değersizleştirir, hatalarını veya hatalı olarak değerlendirdiği davranışlarını ise kendi için­de büyütür. Çok seçkin okullardan mezun olmuş, mesleğinde son derece başarılı, üç yabancı dil bilen biri "İmkânlarım iyiy­di, babamın parası vardı, eğitimime önem verdi" diyerek kendi başarılarını görmezden gelebilir. Çok iyi İngilizce ve Almanca konuştuğu halde Fransızcaya yeterince hâkim olamamasını "Kafam çalışmıyor, aptalın tekiyim" şeklinde yorumlayabilir. Meslek hayatına yeni başlayan bir genç, acemilik döneminde herkesin yapabileceği hataları öyle büyütür ki, depresyon onun için kaçınılmaz hale gelir.

Kişiselleştirme
Kişi, hiç alakalısının olmadığı veya çok az bağlantısının ol­duğu olayları, tamamen şahsıyla ilgiliymiş gibi değerlendirir ve bu olayların olumsuz sonuçlarından kendisini sorumlu tutar. Aşın himayeci bir baba, 24 yaşındaki kızının trafik kazası geçir­mesi üzerine "Ehliyet almasına izin vermemeliydim" diye ken­dini suçlayabilir. Bir çalışan, işyerindeki gerginliklerden kay­naklanan sert üslûbu "Beni burada istemiyorlar, işi bırakmam için rahatsız ediyorlar" diye yorumlayabilir. Her türlü bakışı, sözü, eleştiriyi üstüne alınan birinin mutlu olması çok zordur.

Seçici odaklanma
Kişi içinde bulunduğu durumların veya yaşadığı olayların yalnızca olumsuz sonuçlarına odaklanır. Mesleğini sevmeyen bir doktor klinikte sadece ölen hastalarını görür. Acısını din­dirdiği, hayata döndürdüğü kişileri fark ermez. Titiz bir koca, karısının sevgi dolu ve iyi huylu biri olduğunu görmez; dikil­meyen söküklerden, iyi ısıtılmayan yemeklerden, ütüsü bozuk pantolonlardan yakınır durur. Bardağın hep boş tarafını gören birinin depresyona yakalanması oldukça kolaydır.

Keyfi çıkarsamalar
Kişi içinde bulunduğu durumlardan veya yaşadığı olay­lardan yeterli neden olmadığı halde sürekli olumsuz sonuçlar çıkarır. Babasını kalp hastalığından kaybetmiş birine, en ufak bir çarpıntı, ölüm habercisi gibi gelebilir. Babasının hastalığı­nın aslında irsi olmadığını bildiği halde, kendi sağlığından en­dişelenir. Kıskanç bir koca, karısının pazardan on dakika geç dönmesini aldatıldığı şeklinde yorumlayabilir. Bu tür yanlış düşünce ve yorumlar kişiyi yıpratır ve sonunda dep­resyona sokar.

DEPRESYONA NEDEN OLAN DÜŞÜNCE TARZLARI

  1. Olumsuz üçlü:  Kişinin kendisini, çevresini, geleceğini olumsuz olarak değerlendirmesi
  2. Olumsuz otomatik düşüncelerin ortaya çıkması
  3. Bilgi işleme ve algılamada yapılan sistematik hatalar:
    1. Ya hep ya hiç tarzında düşünme.
    2. Keyfi çıkarsamalarda bulunma
    3. Aşırı genellemelerde bulunma
    4. Seçici Dikkat (Olumsuza Odaklanma, Olumlu Şeyleri gözden kaçırma)
    • İşlevsel olmayan şemalar: İşlevsel olmayan şemaların temelleri erken dönemde atılmakta, yaşam boyu devam etmektedir.
      • Değersizim
      • Yetersizim
      • Kendime güvenemem
      • Bir işe yaramam
      • Acizim
      • Çaresizim
      • Suçluyum
      • Sorumsuzum
      • İtibarsızım
      • Önemim yok

      DEPRESYON TEDAVİSİ - MAJOR DEPRESYON TEDAVİSİ
      DEPRESYON İLAÇLARI – ANTİDEPRESAN İLAÇLAR
      a) Antidepresanlar:
      Depresyon tedavisinde kullanılan en önemli ve temel ilaçlar antidepresanlardır. Genellikle antidepresan ilaçlar etkilerini 15. günden sonra göstermeye başlarlar. Depresif durumdan tam olarak çıkmak 6. veya 8. haftalarda olur.
      Eski kuşak antidepresan ilaçlar etkin olmalarına rağmen artık yan etkileri sebebiyle pek tercih edilmemektedirler. Ancak yan etkileri var diye bu ilaçların kullanılmaması gerekiyor gibi bir sonuç çıkarmamak gerekir. Çok ucuz ve etkin olmaları açısından hala önemli alternatif ilaçlar kategorisindedirler. Yan etkileri de doktor kontrolünde yavaş yavaş doz artımı yaptırıldığında bir iki hafta içinde kaybolmaktadır.

      Bu ilaçların yan etkileri nelerdir?
      -Çarpıntı
      -Ağız kuruluğu
      -Ateş basması
      -Baş dönmesi
      -Kabızlık
      -idrarda tutukluk
      -iştahta artış
      -Cinsel isteksizlik
      -Hipomani - Mani
      -Uykululuk, sersemlik, dalgınlık hali
      -Unutkanlık
      Tekrar etmekte fayda var: Bu yan etkiler çoğu zaman kaybolur ve kişi

      Yeni Kuşak Antidepresanlar: Mutluluk hormonu diye de adlandırılan serotoninin iktisatlı kullanımını sağlayarak etki gösteren ilaçlardır. Bu ilaçlara “serotonin geri alım inhibitörleri” de denir.
      Bu ilaçlar yan etki açısından eski ilaçlara nazaran son derece güvenilir ilaçlardır. Yan etkileri genelde kullanıma başlanan ilk günlerde gözlenir. Sonradan kaybolur. Kişi ilaç almıyormuş gibi tedaviye devam edebilir.

      Yan Etki Olarak Neler görülebilir?
      -İştahta artış: Özelikle tatlıya karşı aşırı bir istek oluşur. Bu yüzden yeme isteği artabilir. Buna bağlı kilo artışları yaşanabilir. Nadiren de olsa iştah azalabilir. Bazen başlangıçta iştah azalır ama sonradan açılır. Eğer kişide kilo almayla ilgili bir sorun söz konusu ise mutlaka kilo konusunda duyarlı olunmalı ve kilo aldırmayan ilaçlar tercih edilmelidir. Nitekim bu tür ilaçlar da mevcuttur.

      -Cinselliği baskılama: Erkeklerde geç boşalma bazen boşalamama oluşabilir. Bu erken boşalma yaşayan erkeklere yarayabiliyor. Ancak bu tür sorunu olmayanlarda da boşalamama ve isteksizlik söz konusu olabiliyor. Kadınlarda da cinsel isteksizlik, orgazm olamama hali ortaya çıkabilir. Bu yan etkiler kalıcı olmayıp zamanla azalan yan etkilerdir. Son yıllarda adtidepresana bağlı cinsel isteksizlik durumlarında hem kadın hem de erkek için viagra gibi uyarıcı ilaçların etkili olduğuna dair yayınlar artmaktadır. Bu tür bir problemde doktora danışmak kaydıyla bu ilaçlardan destek alınabilmektedir.

      -Serotonorjik Sendrom: Bazen bu ilaçlar kandaki serotonin miktarının istenmeyen seviyelere gelmesine sebep olabilirler. Bu durumda kişide huzursuzluk, aşırı bunaltı, panik belirtileri, aşırı ateş basması ve ateş yükselmesi, kafada basınç hissi, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda ilacı hemen kesmek gerekir. İlaç kesildiğinde hızla düzelir. Bu etkiyi yaşayanlar durumu mutlaka gittikleri doktora bildirmelidirler. Bu sendromun görülme oranı %3ila 5 oranındadır..

      -Unutkanlık : Eski ve yeni kuşak ilaçların hepsinde bu yan etki vardır. Sebebi hafıza hücrelerinin performans düşüklüğü değildir. Daha çok kişinin rahatlamasının, herşeye dikkat kesilme modundan çıkmasının verdiği bir etkidir.

      -Dalgınlık-sersemlik-uyku hali: Bu oranda %5-10 arasıdır.Yeni kuşak ilaçların en büyük avantajı günlük işlerinizi
      ve yaşam aktivitelerinizi engellememiş olmasıdır. İlk 15 gün bir hafif uyku hali, mayhoşluk, gevşeklik hali söz konusu olabilir. Ancak bu dönem atlatıldıktan sonra bu hal kalmaz. Kişi araba ve araç kullanmak da dahil olmak üzere her türlü aktiviteyi yapabilir. Bazen gece alındıklarında uykuyu kaçırabilirler. O yüzden genellikle gündüz kullanmak gerekir. Uyku yaparsa geceye kaydırılır.

      -Sinirlilik: Antidepresanlar öfke kontrolünde, tahammülsüzlüğün azalmasında ve sinirlilikte son derece etkilidirler. Ancak tedavisinin başında geçici bir gerginlik ve sinirlilik yapabilmektedirler.

      -Hipomani-Maninin Aktfileşmesi: Daha önceden manik atak geçirenlerde ve maniye yatkın olanlarda antidepresanlar hipomani veya maniye yol açabilirler. Kişi aşırı coşkulu, neşeli, sürekli gezmek ve eğlenmek isteyen, çok konuşan az uyuyan, kendine aşırı güvenen bir tabloya girer. Çok para harcar, ölçüsüz borçlanır ve sağa sola hediyeler almaya başlar. Karşı cinse ilgisi artar, seks gücünün arttığını hisseder.  Sık partner değiştirir. Hatta sevgilisini ve eşini aldatmaya başlar. Bazen de aşırı dine yönelim olur. Kendisini ermiş, evliya gibi görmeye başlar. Bazen paranoya noktasına bile gelinebilir.
      Bu yan etki antidepresanların bence en tehlikeli yan etkisidir. Piyasada önüne gelene antidepresan yazan dâhiliye, fizik tedavi, kardiyoloji, dermatoloji v.s. uzmanlarının, pratisyen hekimlerin ve cerrahların bu yan etkiyi göz önünde bulundurmaları çok önemlidir. Kaş yapayım derken göz çıkarmamalı. Bu tür ilaçlar mutlaka bir psikiyatristin gözetiminde başlanmalı ve hastalar ona göre yönlendirilmelidir. Mani durumu gelişirse ilaç derhal kesilir ve antimanik tedaviye geçilir.

      -Aşırı Rahatlık: Bazı insanlarda uzun süreli antidepresan kullanımı duyarsızlık, aşırı rahatlık geliştirir. Eskiden alındığı, önem verdiği durumlara duyarsız kalır. Tepkisizlik gelişebilir. Bazıları bu yüzden ilacı keserler. Ancak bunun bir koruma mekanizması olduğunu, kalıcı olmadığını bilmek gerekir. İlacı kesmek için bir sebep değildir.

      -Karaciğer enzimlerinde yükselme: Bazen SGOT, SGPT, GGT gibi karaciğer enzimleri normalin iki -üç katına çıkabilir. Çok yükselirse doz azaltılır. Karaciğerinde hastalık olmayanlar için korkulacak bir sorun yoktur ki gerektiğinde karaciğer sorunu olanlar bile bu ilaçları kullanabilmektedirler. Tek yapılması gereken dozun karaciğerin işlevselliğine göre ayarlanmasıdır. Şu bilgi önemli: antidepresanlar karaciğer yetmezliği veya karaciğerde işlev bozukluğu yapmazlar, var olan işlevselliği belki şiddetlendirebilirler. Onu da doz ayarlamasıyla önlemek mümkündür. 

      -Adet düzensizlikleri: Nadiren de olsa anti-depresan kullanan kadınlarda adet gecikmesi veya düzensizlikleri oluşabilir. Korkulacak bir durum değildir. Çoğu zaman doz ayarlaması veya başka bir ilaca geçilmesiyle geçer.

      YEŞİL REÇETE İLAÇLARI:
      Kaygı, endişe, sıkıntı, huzursuzluk şikayetlerinin şiddetli olduğu depresyon hastalarında antidepresanlar etkisini gösterinceye kadar sıkıntı giderici yeşil reçete ilacalar kullanılabilmektedir. Halk arasında yeşil reçete ilaca karşı bir önyargı ve korku vardır. Kimileri yeşil reçete ilaç yazılmasını hastalığının çok şiddetli olmasına yorup aşırı mutsuzluk ve korku yaşar. Kimileri de bu ilaçların bağımlılık yapacaklarından korkar. Şunu bilmek gerekir ki bu ilaçların yazılmasının tablonun şiddetli olmasıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu ilaçlar endişe, korku, kaygı, bunaltı yaşayan insanlarda kullanıldığında bağımlılık potansiyeli taşımamaktadır. Eğer bu tür şikayetler olmadığı halde keyif amaçlı kullanılırlarsa bağımlılık riski taşırlar. O yüzden psikiyatristin reçeteye geçici olarak yazdığı bu ilaçları hekimin belirlediği bir süre içinde kullanılması gerekmektedir. Süreyi hekim belirler. Bazen tedavide bir noktaya gelip rahatlayan kişilerin uzun süre psikiyatriste gitmeyip tedaviye4 devam ettiklerini görüyoruz. Tedavinin bir süreç olduğunu, süreç bitene kadar psikiyatristle iletişimin koparılmaması gerektiğin bilmek gerekir. Aksi taktirde gereğinden fazla ve uzun süre ilaç kullanımı, hatta yeşil reçete ilaç bağımlılığı söz konusu olabilmektedir.

      DEPRESYON DOĞAL ÜRÜNLERLE TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ?
      Eğer bir insanda tekmil bir depresyon oluştuysa bu mutlaka bir kimyasal bozukluğa işaret eder. O yüzden bir kişide dört dörtlük bir maför depresyon varsa onun mutlaka antidepresan tedaviye alınması gerekir. Eğer böyle bir durumda bitkisel tedavi yoluna sapılırsa yanlış yapılmış olur. Bu hem hastayı riske etmek ve zaman kaybetmesine sebep olmaktır.
      Ancak kişi depresyon kriterlerini karşılamıyor ve başka bir psikiyatrik rahatsızlığı düşündürmüyorsa hemen antidepresan ilaca sarılmak ilacın kötüye kullanımından başka bir işe yaramamaktadır. Mesela kötü bir olayın veya ruhsal travmanın ardından yaşanan demoralizasyon durumlarında etken olan olayı çalıştığınızda kişi rahatlamaktadır. Piyasada bu tür durumlarda etkeni ortadan kaldırmak yerine antidepresanlardan medet uman çok doktor var. Depresyonla demoralizasyonu karıştırmamalı, sebebe yönelik yaklaşımlarda bulunmalı. Bu tür durumlarda kişiyi etkeni ortadan kaldırana kadar rahatlatmak amacıyla destek niteliğindeki bitkisel ürünlerden istifade etmek mümkündür. Bu ürünlere göz atarsak:

      • Omega 3 ürünleri de faydalıdır: Omega-3 beyin büyüme faktörünü aktifleştiren ve beyin mewtabolizmasında rol oynayan önemli bir yağ asididir. Toparlanma sürecinde işe yarar.
      • Melisa, Papatya, Rezene, kediotu, Ihlamur, Ada çayı, Sarı kantaron gibi bitkisel destek ürünleri ferahlık, rahatlık, teskiniyet sağladıkları için bu dönemde tüketilebilir.
      • Ginseng ürünleri, zihinsel performansı artıran vitamin ürünleri geçici bir süre kullanılabilir. Özellikle D ve B vitamini ürünleri demoralizasyonda yardımcı olabilmektedir.

      Bu ürünlerin depresyon ilaçlarıyla kullanımında bir sakınca yoktur. Tekmil depresyonlarda da antidepresanlara ilaveten destekleyici olarak kullanılabilmektedir.
      Ancak yine de tedaviyi yöneten doktora danışmadan alınmamalıdır.

      DEPRESYON İLAÇLARI BAĞIMLILIK YAPAR MI?

      Antidepresanlar kati surette bağımlılık yapmazlar ve hiçbir yan etkileri kalıcı değildir. Ancak yeşil reçete ilaçların doktorun ön gördüğü sürede kullanılması gerekir. Onlar kontrolsüz kullanılırsa bağımlılık riski taşımaktadırlar. Antidepresanlar aniden kesilirse baş dönmesi, bulantı, ateş basması, elektrik çarpmış gibi hissetme, sinirlilik, huzursuzluk, hastalık belirtilerinde artış gibi kesilme reaksiyonu yaşanabilir. Bu kişiler ilacı tekrar aldıklarında bu belirtiler geçer. Bu durum “acaba bu ilaca bağımlı mı oldum” endişesine sebep olur. Bunun bağımlılıkla bir ilgisi yoktur. Uzun süre kullanımış olan hiçbir ilaç ağrı kesici dahi olsa aniden kesilmemelidir. Nitekim antidepresanlar tecrici olarak kesildiğinde bu yan etkiler ya hiç olmamakta ya da çok çok düşük şiddette olup 5-10 günlük bir süre sonrasında tamamen geçmektedir. Burada şu kural gündeme geliyor: İlaçlar uzmanla koordine olmadan kesilmemelidir.

      DEPRESYON İLAÇLARI BEYNE ZARAR VERİR Mİ?
      Antidepresanlar hakkında basında ve sosyal medyada yalan yanlış birçok haber çıkar. Evet, antidepresanların kötüye kullanıldığı bir gerçek, bunu önlemek şarttır. Ancak bu mücadeleyi verirken ilacın kullanılması gereken durumları göz ardı etmemek gerekir.
      Depresyon çok ciddi bir rahatsızlıktır ve depresyonlu hastaların %15’i intihar sonucu hayatını kaybetmektedir. Lüzumsuz ilaç kullanımına karşı mücadele edelim, ama olayın bu tarafını da ihmal etmeyelim. 

      Birçok antidepresan kullanan kişi ilk başlarda dalgınlık, unutkanlık, uyuşukluk gibi şikayetlerden yakınır. Bu yüzden “acaba bu ilaçlar beynime bir zarar mı verdi” diye kaygılanırlar. Hâlbuki bu yan etkiler geçicidir. Antidepresan ilaçların zamanla yan etkilerine tolerans gelişir, yani yan etkileri kaybolur tedavi etkileri öne çıkar. Antidepresanlar zihinsel performansı azaltmaz artırır.

      DEPRESYON TEDAVİSİ KANSERE NEDEN OLUR MU?
      Halk arasındaki mitlerden biri de antidepresanların kansere yol açtığı düşüncesidir. Bu tamamen yanlış bir bilgidir. Tam tersine antidepresanlar immün sistemi güçlendirerek kanser tedavisine katkıda bulunurlar. Yapılan araştırmalar antidepresan tedavi ve psikolojik destek alan kanser hastalarının almayanlara göre daha uzun olduğunu ortaya koymaktadır. Tedavi edilmeyen depresyonun ise kanserde sürviyi (yaşam süresini) olumsuz yönde etkilediği tespit edilmiştir.

      DEPRESYON İLAÇLARINI BIRAKTIĞIMIZDA HASTALIK TEKRARLAR MI?
      Depresyon tedavisinin en büyük açmazlarından biri rahatsızlığın tekrar etmesidir. Antidepresan tedavi tekrarlama riskini tamamen ortadan kaldıramıyor. Kabaca hastaların %40’ı tam şifaya kavuşurken, %40 kadarı arada depresif sorunlar yaşasa da eski şiddette bir depresyon yaşamaz, %20’si ise sürekli tekrar eder. Depresyon o kadar acı verici bir durumdur ki tedavi gören bireylerde en büyük kabus bir daha böyle bir depresyonu yaşamak olur. O yüzden kişide tekrar eder endişesiyle ilaçları kesme korkusu gelişir.
      İlk ataklarda en az 1-1.5 yıl tedaviyi sürdürmek gerekir. İkinci tekrarda bu süre 2-3 yıl, üçüncü tekrarda 5 yıl olmalıdır. Eğer sık tekrarlayan bir depresyonsa ömür boyu koruma tedavisi önerilir.

      Tekrarlama riskini en aza indirgemek sadece ilaçla olmaz. Depresyona yatkınlığı artıran kişilik özellikleri, kişinin stres karşısındaki tutumu ve yaşam stili gözden geçirilmelidir. Bunun için antidepresan ilaç tedavisine mutlaka psikoterapileri eklemek gerekir. Psikoterapiler tekrarlama riskini azaltmada en etkili yöntemlerdir. Çünkü ilaçlar sonuca etki ettikleri kadar sebebi etkileyememektedirler. Sebepleri ortadan kaldırmedıkça tekrarlama riski hep olacaktır.

      DEPRESYON İLAÇLARI İYİ GELMEDİYSE NE YAPMALIYIZ? İLAÇLARI NE ZAMAN DEĞİŞTİREBİLİRİZ?
      Antidepresanların etkisi 3. haftadan sonra görülmeye başlar. Bu zaman zarfında sabredip etkinliği beklemek çok önemli. Bazen kişilerin ilacı alır almaz depresyonunun geçmesi gibi bir beklentisi oluyor. Maalesef bu şekilde sihirli bir değnek gibi tabloyu düzeltecek bir tedavi henüz bulunabilmiş değil. Etkinin geç oluşmasının sebebi beyindeki reseptör dediğimiz alıcı aygıtların sayılarının aylar içinde azalıp çoğalabilmesidir. Bu yapıların günler içinde düzelmeleri mümkün değildir. O yüzden belli bir zamana ihtiyaç olmaktadır. Ancak antidepresan tedavi başladıktan sonraki 5-6 haftalık süreçte hala bir düzelme ve eskisine nazaran bir iyiye gidiş söz konusu değilse mutlaka değişik bir şeyler yapmak gerekir. Hastalarımızdan: “Hocam bir değişiklik olmadığı halde doktorum sürekli “geçer geçer, sabret” diye cevap verdi. Artık dayanacak gücüm kalmayınca doktorumu değiştirmek zorunda kaldım” yakınmalarını sıkça duyuyoruz. Hekimin prensip olarak “hastam için acaba daha neler yapabilirim, yapmam gereken başka bir şey var mı” sorusunu sorması gerekir. Eğer yeterli süre ve dozda ilaç etkinliğini gösterememişse ya başka grup bir antidepresana geçilmeli ya da mevcut antidepresanın etkinliğini güçlendirecek bir ilaç tedaviye eklenmelidir. Tedavide algoritma dediğimiz bir yapılanma vardır. Hekimin bu düzen ve sırayı kendi deneyimleriyle birleştirip hastasını depresyondan çıkarmanın yolunu araması gerekir. Bütün yapılanlara rağmen bir düzelme gözlenmiyorsa dirençli bir depresyon var demektir. İşte burada ilaç harici yöntemler ve sebebe yönelik psikoterapi yöntemleri önem arz etmektedir.

      GEBELİK VE EMZİRME DÖNEMİNDE DEPRESYON TEDAVİSİ
      Gebelikte antidepresan kullanımı pek önerilmez. Ancak annenin depresyonu çocuk için çok tehdit edici boyuta geldiyse bebeğe zararı dokunmayacağı düşünülen ilaçlar verilebilmektedir. Çok şiddetli ve yüksek doz ilaç kullanımı gerektiren depresyon tablolarında da ilaç harici yöntemler etkili olabilmektedir. Elektroşok ve TMU (manyetik uyarım tedavisi) gebelerde hayat kurtarıcı olabiliyor.

      GEBELERDE İLAÇSIZ BİR YAKLAŞIM: EMDR
      İlaç kullanımının riskli olduğu durumlarda EMDR yöntemi anne adaylarının imdadına yetişebiliyor. Kaygısı, bunaltısı, aşırı mutsuzluğu olan hamile kadınlarda EMDR geçmiş travmaların yarattığı yükü azaltarak son derece rahatlatıcı, hatta tedavi edici olabilmektedir. Eğer depresyon travmatik yaşantıların tetiklenmesiyle oluştuysa EMDR kısa sürede rahatlama sağlamaktadır.


      DEPRESYONDA PSİKOTERAPİ
      Terapi yaklaşımı hangi psikiyatrik rahatsızlıkta olursa olsun mutlaka uygulanması gereken bir yaklaşımdır. Yapılan araştırmalar, ilaç tedavisine terapinin eklenmesinin başarı oranını ikiye katladığını göstermektedir. Sebebe yönelik etkisinin olması terapileri tedavide önemli bir noktaya taşıyor. Birçok psikoterapi yaklaşımı vardır. Kişinin faydalanacağı yöntem hangisiyse hekim onu tavsiye etmektedir.

      DEPRESYON VE BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI TERAPİ
      Erken dönem yaşantıları, eğer travmatik ise hastanın kendisini ve dünyayı algılamasında işlevsel olmayan kognitif şemaların gelişmesine yol açmaktadır. İşlevsel olmayan bu bilişsel düşünce kalıpları depresyon gelişimine zemin hazırlar. Mesela “ben işe yaramazın tekiyim, hiçbir değerim yok, beceriksizim, her şey aksi gidiyor, bütün olumsuzluklar beni buluyor” gibi düşünceler depresyona yatkınlığı artırır. İlaçlar biyolojik kaynaklı depresif düşünceleri düzeltebilir, ama çocukluk yaşantılarından edinilmiş olumsuz otomatik düşünceleri olumluya dönüştüremez. Bu düşünceler dönüştürülemediği müddetçe kişi için hep bir depresyon riski söz konusu olur. Bilişsel davranışçı terapilerde, kişinin önce bu olumsuz otomatik düşüncelerini fark etmesi sağlanır. Sonra bunların kaynakları araştırılır ve sorgulanır. Sonra da bu düşüncelerin temelindeki inançların değiştirilmesine çalışılır. Bu terapi yöntemi iyileşmeyi hızlandırır, depresyonun tekrarlamasını engelleyecek baş etme becerilerini kişiye kazandırır ve hem depresyon hem de olumsuz olaylar karşısında daha güçlü durabilmesini sağlar.

      DEPRESYON VE EMDR
      birçok depresyon türünün geçmişte yaşanmış yoğun ve tekrarlayıcı travmatik yaşantılar sebebiyle olduğunu biliyoruz. Bu travmatik yaşantılar beyin tarafından işlenemediği için bellek boşluklarında canlılıklarını muhafaza etmekte ve kendilerini tetikleyen bir olay sonrasında depresif bir nöbete sebep olmaktadırlar. EMDR yöntemi beynin zamanında işleyemediği travmatik anıları tespit edip işlemek suretiyle depresyon tedavisine büyük katkı sağlamaktadır. Yöntem aslında beynin travmalar karşısında uyguladığı modeli dayanak alan bir yöntemdir. Travmatik olayları beyin uykunun rüya fazı da diyebileceğimiz REM (hızlı göz küresi hareketleri) döneminde, göz kürelerini sağa sola oynatmak suretiyle işler. Rüyaların görüldüğü bu dönemde bir yandan günlük yaşananlar bir yandan da geçmişte işlenememiş anılar işlenmeye çalışır. Bu işleme esnasında ortaya çıkan görüntü ve sesler de rüyayı oluşturur. Ancak bazen bu faaliyet bazı travmaları işlemede yetersiz kalabilmektedir. İşte bu işlenememiş anılar depresyon için risk unsuru olmaktadır. Öte yandan depresyonun kendisi de travmaların işlenme performansını düşürür. Bunun depresyonda rüya döneminin etkinliğinin azalmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Depresyonda hiç rüya görülmemesi ve REM döneminin zayıflaması önemli bir elektrofizyolojik bulgudur.
      EMDR uygulamasında önce bu işlenmemiş anılar ve bugünkü tetikleyiciler belirlenir. Sonra geçmişteki anılar ve bugünkü tetikleyiciler işlenir. İşleme sonrasında kişi hem geçmiş travmalarına hem de bugünkü tetikleyicilere duyarsız hale gelir. Duyarsız hale gelmesi artık o anılardan ve durumlardan etkilenmemesi demektir. En son aşamada kendisini rahatsız eden tetikleyici durumlarda arzu edilen davranış belirlenir ve yeniden süreçleme çalışmasıyla beyne yerleştirilir. Artık kişi o durumu doğru okumayı ve arzu edilen şekilde karşılamayı başarır hale getirilir.

      Etiketler:Depresyon belirtileri, depresyon testi, depresyon nedir, depresyon tedavisi, major depresyon, depresyon ilaçları, manik, manik depresif, depresif bozukluk, manik depresif nedir